-
-
Kullanıcı Adı
ÇiğdemE -
İsim
Çiğdem -
Soyisim
Ertekin -
Doğum Tarihi
14.10.1983 -
Şehir
İstanbul -
Meslek
Turizm -
Hakkında
Leyla'yı tanımadan Mevla'ya varılmaz
yeniden çocuk olmak
Yazı tükenmez ama yazılanlar da tükenir bir gün. Aynı cümle etrafında defalarca tavaf ederek geçer günler. Bir zamanlar ey sanat sensin acıları doğurganlığa çeviren; her acıdan sonra beni yeniden anne yapan derken gün gelir ruhun kısırlaşır. Onca aşktan ve onca acıdan sonra geriye kala kala aşkın somut, ispat edilmiş, bilimsel tanımlamalarına inanmaya başlarsın. Büyüdün diye değil ha, sakın öyle sanma! Sadece artık gerçekten tanıdığın için onu.
Ve en kötüsü en çok ihtiyacın olduğu anda masallara, masallar uykunu getirmez olduğu için…
Oysa aşk sadece çocukluğunda eksikliğini hissettiğin duyguları yakaladığını sandığın zamanda duyduğun bir tamamlanma hissinden başka bir şey değilmiş; yazık…
Yoksa neden elinde pamuk şeker ve kalpli balonlarla dolaşasın ki kocaman bir kız olmuşken? Ya da o kadar zamandır dinlemediğin çocukluğunda dinlenen şarkıları yeniden dinlemeye başlayasın? Neden annen gibi bir kadına aşık olup, babanın onu kırdığı yerden kırasın yoksa? Veya neden annen gibi kırılmaktan korktuğun için kırıp dökesin önüne geleni? Babasız kaldın diye çok erken, baba olmaktan korkar mısın yoksa böylesine? Çocukluğunda herkesi oyuncaklarıyla yanında tutabildiği için parasıyla her türlü sevgiyi satın alabileceğini sananlar yok mu?
Yeniden çocuk olmak duygusu aslında aşk. Ve o salıncakta bize kocaman gelen dünyada gözümüzde yaş olarak kalan her şeyi gülücüğe döndürme çabası. Bitmeyen bir çocukluk coşkusu ve o coşkuyu sonsuza kadar sürdürme çabası aslında bağlayan bizi birbirimize.
Beni sana…
Seni de bana…
Üzerinden yıllar da geçse, son karşılaşmamızı ilk karşılaşmamız gibi kılan o şey. Adı her neyse…
Tutkalla bağlıyım ben çocukluğuma. Bu yüzden bağlıyım bu kadar tutkularıma.
Aslında aşk işlemiyor kanımıza. Ne de şeytan giriyor aramıza. Zamansızlığın sınırlarını yıkıp çocukluğa götürüyor bizi aşk. Leblebi tozlarına, ip atlamalara, köşe kapmacalara, yakan toplara… Annemizin rujunu sürüp masanın altına saklanırken bir gün büyüyüp onun gibi olacağımızı hayal ettiğimiz günlere. Ve o gün geldiğinde onun gibi olmaktan deli gibi korktuğumuz zamanlara bırakıyor yerini.
Güzel olan, hala birilerinin bunun hiç farkında olmadan kendi bulutlarının üzerinde el ele dolaştıklarını izliyor olmak.
Kötü olansa bu masala en çok inanmak ihtiyacı duyduğun zamanda elini tuttuğun herkesin çocukluk travmalarını yüzünden okuyup anlamak. Ve sana aşk dediklerinde yanılıyor oldukları gerçeğini ruhlarının derinlerden çevirip tercüme etmek.
Oysa şimdi ne de güzel olurdu yeniden o şarkıları dinlemek?
Ne güzel olurdu yeniden sofrada ne varsa tabağın tertemiz olana kadar hepsini bitirmek. Arkandan ağlamasın diye …
