"Bedensel Doğum" Dr.Hakan Çoker ile Doğum Üzerine...
“Yeni bir dünya ama annem burada, güvendeyim… işte o zaman annesine bir bakış atıyor ve başını huzurla göğsüne yaslayıp sakin nefesler almaya devam ediyor.”
Kocaman, anlamlı bir göbeğiniz var ve o büyüdükçe kendinizi dünyanın en şahane varlığı sanıyorsunuz. Merak, kaygı ve heyecan. İçinizde büyüyen o mis kokulu küçük melek; doğup da kucağınıza verildiğinde, o meşhur ilk bakışı attığında yaşadığınız his.. Anlatılamaz.. Kızımın doğumu hayatımın en şaşaalı macerası. Kendime şaştığım, evrenin işleyişine şaştığım ve minicik bir varlığın dünyaya gelmek için verdiği mücadeleye şaştığım, inanılmaz saatler. Keşke böyle bir röportaj, o zamanlar yapılmış olsaydı da; kızımın doğum sancılarını ben de bir ayin gibi yaşayabilseydim. Önerim bu röportajı hayat boyu saklamanız, size ya da bir başkasına mutlaka faydası olacak.
Bize doğum hakkında daha önce hiç düşünmediğimiz şeyler anlattı Dr.Hakan Çoker. Bakış açınız değiştiğinde, acınız hafifler ya; doğum da böyleymiş meğer…
Doğum, doktor "hamilesiniz" dediği an başlıyor aslında yani duygusal olarak. Çoğunlukla strese neden olan bir düşünce, sizce doğum yapmak fikri neden insanları korkutuyor?
Doğum yapmak büyümek demek, sorumlulukların artması demek. Aslında bebeği en güzel ve dingin ruh halinizle karşılayabilmeniz için öncelikle kendi içinizdeki sorunları çözmüş, kendinizle barışmış olmanız gerekiyor. Aksi halde kendinizle ilgili tüm sorunları bebeğe aktarıyorsunuz.Bu yüzden nefret ettiğinizi düşündüğünüz annenize ait birçok özelliği bir bakıyorsunuz ki siz çocuğunuza geçirmişsiniz.
Afrika’da birçok “ilkel” dediğimiz kabilelerde kadın daha oluşmamış bebeğine soruyor; “Benim, annen olmamı ister misin? “ Eğer cevaptan tatmin olmazsa, kendisinde negatif gördüğü özellikleri düzeltip sonra hamile kalıyor.
Doğum tüm bunlarla bilinçli ya da bilinçsiz yüzleşmek demek. Bence “hamileyim” mesajıyla gelen tedirginliklerin altında bunlar yatıyor. Elbette doğumla ilgili toplumsal korkular da bunun üzerine hamilelik dönemi boyunca sürekli ekleniyor.
Hamilelere ve doğum yapmış herkese "normal mi, sezaryen mi" diye soruluyor. Bir hekim olarak, sizce bir fark var mı? Yani aslolan sağlıklı bir bebekle kucaklaşmak değil de bunun nasıl gerçekleştiği mi?
Fark olmaz olur mu? Çok fark var. Sezaryen öncelikle bir ameliyat. Tüm ameliyatlarda olduğu gibi pek masum bir müdahale değil, yan etkileri var. Ameliyat veya sonrasında ters gidebilecek bir çok istenmeyen olay olabiliyor. Bunlar arasında istenmeyen organ yaralanmaları, kısa ve uzun dönemli karın ağrıları, ameliyat yerindeki yapışıklıklara bağlı kısırlık ve dış gebelik sorunları, ikinci bebekte artmış düşük ve kanama oranları, bebekte solunum problemleri, annede artmış doğum sonrası depresyon, emzirme problemleri gibi negatif birçok şeyi saymak mümkün. En önemlisi dünyada anne ölümleri sezaryenlerde 4 kat daha fazla.
Tabii siz sezaryen istediğinizde kimse size bunlardan bahsetmiyor. Sezaryeni hiç bir yan etkisi olmayan kolay bir ameliyat gibi gösteriyorlar, daha doğrusu gebeler de böyle görmek istiyorlar.
Ama burada asıl vurgulanması gereken anne ve bebeğinin buluşma anı…Doğal doğumda, yani müdahalesiz kendi haline bırakılmış bir doğumda anne ve bebeğin salgıladığı hormonlar onları bu ilk buluşmaya hazırlıyorlar. Sevgi hormonu olarak anılan oksitosin ve doğal bir ağrı kesici olan endorfin hormonları doğal doğumda anne ve bebeğinin ilk karşılaşmada birbirlerine “aşık” olmalarını sağlıyor. Tüm tıp dünyası doğar doğmaz bebeğin anne kucağına verilmesini savunuyor. Bu bebekler hayata daha güvenle başlıyor, daha az ağlıyor, daha kolay emiyor, daha aktif oluyorlar. Doğum anı anne ve bebekte öyle pozitif etkiler bırakıyor ki bu etkiler onların gelecekteki davranışlarını ve hayata bakışlarını değiştiriyor.
Yalnız burada normal doğum ile planlı, isteğe bağlı sezaryeni karşılaştırdığımızı unutmayalım. Acil durumlarda yapılan sezaryende bu hormonlar zaten aktive olduğundan bebeklerimiz daha az etkileniyor. Planlı sezaryende ise bebek aniden alındığından gerek anne gerekse bebekler bu hormonların pozitif etkilerinden yararlanamıyor.
Doğum nasıl başlıyor sizce. Normal doğum yapmış biri olarak hep merak etmişimdir, bebek ne oluyor da "eh zamanı geldi, gidelim bakalım şu dünya dedikleri şey neymiş" diyor?
Hala tam olarak çözülebilmiş değil, ancak bir çok hormonun burada rolü olduğunu biliyoruz. Doğuma anne ve bebek birlikte karar veriyorlar. Burada bence daha önemlisi “Doğum neden başlamıyor ?” sorusu. Çünkü eskiyle karşılaştırıldığında doğumların daha geç başladığını , hatta kendiliğinden başlamadığını görüyoruz. Korkular buna neden oluyor. Korku hem doğumu durduruyor hem de doğumda daha çok ağrı hissedilmesine neden oluyor.
Doğum yaklaştıkça gebelerimiz daha çok korkuyor. Ve beynimiz şu mesajı alıyor; “tehlikeli bir durum var, doğum yapma!” Bu korkuyu gerek toplum, gerekse sağlık personeli tavır ve konuşmalarıyla besliyorlar.
Aynı durumu hayvanlarda da görüyoruz. Tehlike hisseden hayvanlar doğum başlamış olsa bile doğumu durdurup, daha güvenli bir yer bulduktan sonra doğum yapıyorlar. Kedileri takip edin, siz onların doğumlarını izlemek için takip ettikçe onlar yerlerini değiştirirler.
Buradan şu sonuç çıkıyor; doğum olayı daha çok bilinçaltımızın kontrolünde yapılan bir eylem. Bu yüzden sağlıklı bir doğum için gebelerimizin kontrol değil, gevşeme ve kendini bırakmayı öğrenmesi gerekiyor.
Normal doğumda en çok ağrılardan ve bebeğin gelişinde olabilecek problemlerden korkulur. Bu hem anneye hem bebeğe güvenmemek gibi... Siz, doğumun "doğal" bir durum olduğu görüşündesiniz. Korkuları yok etmek için neler yapıyorsunuz?
Doğumda ağrılar ve kötü tecrübelerin en büyük sorumlusu korkularımız. Zaten biz kurslarımızda en çok bu konu üzerinde duruyoruz. Çünkü korku stres hormonu adrenalini salgılatıyor. Beyin bu durumda bir tehlike olduğunu düşünerek doğumu durdurmak için elinden geleni yapıyor. Bu durum da ağrılı kasılmalara neden oluyor. Biz buna korku-gerginlik-ağrı çemberi diyoruz.
Korkunun en büyük düşmanı bilgidir. Kurslarda aldıkları temel bilgiyle aslında doğumun ne kadar kolay olabileceğini, bedenin ve bebeğin bunun için yaratıldığını öğreniyorlar.Seyrettikleri doğum videolarında bunu bizzat görüyorlar.
Doğumda ikinci en önemli şey “gevşeme”. Gevşemeyi ve kendini bırakmayı öğreniyorlar. Gevşeme egzersizleri onları çok şaşırtıyor. Aslında ne kadar gergin yaşadıklarının farkına varıyorlar. Bunların üzerine nefes çalışmaları ekleniyor. Nefes hem bedenin hem de bebeğin enerji kaynağı. Doğru nefes almayı ve odaklanmayı öğreniyorlar. Bu sayede doğru nefes almanın yanında, zihinlerini de meşgul tutuyorlar. Zihin meşgul olduğunda bedeni duyamıyor. Bu sayede kasılmalar daha hafif hissediliyor.
Bunların yanında masajlar, değişik doğum pozisyonları gibi bir çok teknik daha devreye giriyor.
Yani korkularla ve ağrıyla mücadelede kadının kendine ve bebeğine güvenmesini sağladıktan sonra, doğumda güvenli bir ortam yaratılması gerekiyor. Doğumda ise en önemlisi, bu gebeye fiziksel ve duygusal desteği sağlayacak kişilerin orada olması geliyor. Çünkü doğum oradaki sorumlu sağlık çalışanları tarafından pozitif veya negatif etkilenebiliyor.
Sizce, doğum şeklini kişisel tercihler mi yoksa tıbbi gereklilikler mi belirlemeli?
Bu soruya cevap vermek kolay değil. Şöyle söyleyeyim, eğer kişileri kendi ve bebeklerinin sağlıkları ile ilgili kararları doğru bir şekilde verebilecekleri yönde eğitebilirsek, doğum şekli konusunda tercihlerini yapmaları yanlış olmayacaktır. Yani kişiler sadece korktukları için sezaryen kararı veriyorlarsa ve bu ameliyatın etkileri hakkında hiçbir şey bilmiyorlarsa, doğru bir karar verdiklerini söyleyemeyiz. Tam tersi de olabiliyor. Yani bebekteki bir problemden dolayı acil sezaryen yapacağınızı söylediğiniz bir gebe, normal doğumda ısrar edebiliyor. Burada bebeğine zarar verme ihtimali olduğundan kişisel tercihlerini dikkate almamız yanlış olacaktır.
Burada önemli olan bebeği ve anne hayatını riske atmadan, verilen kararlar neticesinde gebenin doğumundan tatmin olması. Doğumdan sonra keşke tersini yapsaydım dememesi. Bunun için de eğitim şart.
Bize doğal doğumu anlatır mısınız? Bebek ve annenin kavuşması nasıl gerçekleşir?
Az önce hormonlardan bahsetmiştim. Doğal doğumda bu hormonların etkisi çok açık bir biçimde görebiliyoruz. Eğer annemiz kendini doğuma hazırlamışsa, ıkınırken yüzündeki heyecan ve coşku görülebiliyor. “Hadi bebeğim..” diye ıkınırken kurtulmaya değil, bebeğine kavuşmaya çalışıyor.
Biz doğar doğmaz bebeği kordonunu dahi kesmeden, derhal o doğal haliyle annenin kollarına bırakıyoruz. İşte o an her seferinde yeni bir aşka tanık oluyoruz. Hepimiz bir adım geri çekiliyoruz ve bu büyülü anı bozmamak için sessiz kalıyoruz.
Ve hormonların etkisindeki bu aktif bebek, annesinin kucağına yatınca, onun güvenli kalp atışlarını hissedip, onun alıştığı sesini duyunca “evet” diyor; “yeni bir dünya ama annem burada, güvendeyim.” İşte o zaman annesine bir bakış atıyor ve başını huzurla göğsüne yaslayıp sakin nefesler almaya devam ediyor. Biz buna “bebeğe ve anneye saygılı doğumlar” diyoruz. Bu buluşma anı eğer anlattığımız gibi gerçekleşebilirse, ikisinin de gelecekteki hayatında önemli izler bırakıyor. Annenin kendine güveni artıyor. Bebek ise bu yeni dünyaya pozitif duygularla başlıyor. Bebekteki bu pozitif etkiler yakın zamanda emmesi, büyümesi ve sevgi kapasitesi üzerine olumlu etkiler yaparken, ilerdeki davranışlarını da pozitif yönde etkiliyor.
Aslında bebek ne yapacağını çok iyi biliyor, bizim korku, kaygı ve ön yargılarımız sağlıklı olabilecek bir doğumda nelere yol açabilir?
Çok doğru, bebek ve beden doğumda neler yapacağını çok iyi biliyorlar. Ve bunlar bilinç değil, bilinçaltı düzeyinde biliniyor. Bu yüzden doğumda yapmamız gereken en önemli şey kendimizi güvende hissetmek ve gevşek bırakmak. Rahmin çalışmasına izin vermek.
Beyin korku ve kaygıları tehlike olarak algılıyor.Tehlike durumunda doğumu hem durduruyor hem de daha ağrılı geçmesine neden oluyor.
Bu yüzden doğumdan önce hem korkularımızla tanışmalı ve üzerinde çalışmalıyız, hem de doğum için kendimize güvendiğimiz, iletişimimizin iyi olduğu bir hastane ve doğum ekibi seçmeliyiz. Bazen odadaki fazla bir kişi bile doğumun ilerlemesine engel olabiliyor.
Beden zihnin robotudur diyorsunuz. Doğum sancıları aslında zihinsel sancılar mıdır?
Doğum aslında basit anlamda bir kas eylemi. Rahimdeki birkaç kas tabakasının uyumlu çalışarak bebeği ilerletmesine dayanıyor. Bedenimizde normal görevini yapan hiçbir kasımız ağrılı çalışmıyor. Doğum gibi bedenin yine doğal bir fonksiyonunu üstlenen bu kas grubunun çalışırken teorik olarak aslında ağrı yaratmaması gerekiyor.
Eğitim alan birçok gebemiz doğumda baskı hissettiklerini, bazen zorlandıklarını ancak bunları acı veren ağrılar şeklinde değerlendirmenin haksızlık olacağını söylediler.
Nisan ayında birlikte çalıştığımız Laurence doğumunu evde ve doğum havuzunda yaptı. Ona da doğum sırasında sordum; “Laurence, ağrı olmaması lazım diyorduk, sen şimdi neler hissediyorsun?”
Verdiği cevap çok ilginçti; “ Her kasılmada bebeğin başının yaptığı basıncı hissediyorum. Burası bir bıçak sırtı gibi, dikkat etmezsem ağrı olarak algılayabilirim, ancak ben bu kasılmaları coşkuyla karşılıyorum ve bebeğimi kucağıma alma yolunda bir adım olarak görüyorum. Ağrı hissetmiyorum.”
Sonuçta bedenimiz zihnimizin kumandası altında ve o ne isterse onu hissedebiliyoruz. İşin ilginç yanıysa tanıdığımızı sandığımız bu zihnimizi eğiterek algılamalarını değiştirebiliyoruz.
Seminerlerinizde "Doğum yaşatma" adlı bir bölüm var, biraz açar mısınız?
Seminerlerde öncelikle derin gevşemeyi öğreniyorlar. Yapanlar bilir, kendinizi tamamen bıraktığınız ve içinize dönebildiğiniz huzur veren bir teknik. Çiftler buna alıştıktan sonra derin gevşemenin ardından onları kelimelerle bir yolculuğa çıkarıyoruz. Bu yolculukta evden alıp hastaneye götürüyor, doğumda öğrendikleri teknikleri uygulatıyor ve sonunda doğum yaptırıyoruz. İkinci hamileliğinde gelen bir üyemiz, bu uygulama sonrasında ilk doğumundan çok daha gerçekçi bir doğum yaşadığını söylemişti.
Bunu kelimelerle, hayal kurarak yaptırıyoruz ancak beyin bunun gerçek olduğunu zannediyor. Tıpkı televizyonda izlediğimiz heyecanlı sahnelerde kendimizi kaptırmamız gibi. Böylece gerçek doğumla karşılaştığında sanki ikinci kez doğum yapıyormuş gibi hissediyorlar.
Takip ettiğiniz hastalarınız, sezaryen yöntemiyle doğum yapmak istediklerinde nasıl karar veriyorsunuz?
Eğer eğitimlere gelmemişlerse onlara bedenlerinin ve bebeklerinin doğal doğum ihtiyacında olduğunu anlatıyorum. Ardından doğumun ve sezaryenin olumlu ve olumsuz yönlerinden bahsediyorum. Tüm bunlardan sonra kararı onlara bırakıyorum, sezaryen kararı verirlerse saygı duyuyorum ve uyguluyorum. Ama bu sefer de en azından aktif doğumun başlaması için sabretmelerini rica ediyorum. Böylece hormonlar bir nebze de olsa aktive olduktan sonra sezaryen gerçekleştiğinden, yan etkiler daha az oluyor.
Eğer eğitime gelmişlerse zaten her şeyi bilerek tercih ettiklerinden yine bana kararlarına saygı duymak düşüyor. En önemlisi bu kararlarından dolayı kesinlikle onları suçlamıyorum.
Normal doğumla, kadının kendini yenilediği görüşü bir efsane midir?
Efsane demek yanlış olur ancak bu hayal edildiği gibi de bir yenileme değil. Doğum bir gençlik iksiri değil ancak fırsatlar uygun değerlendirilirse kesinlikle bir olgunluk iksiri.
Bunun yanında doğum yapan kadınlarımızı birçok pozitif etki bekliyor. Örneğin emzirenlerde meme kanseri daha az sıklıkla görülüyor.
Bebeğin ilk çığlığı bile kötüye yorulur. Oysa bunun bir zafer çığlığı olabileceğini düşünmek bile çok güzel. Bunun tabii ki bilimsel bir açıklaması var ama sizce neden doğurmak ve doğmak trajik öğelerle anlatılıyor?
İlk çığlık asında hep sevinçle karşılanır. Bu refleks bir ağlama zaten. Sonrasında biz bebeklerin çok da fazla ağlamaya ihtiyaçları olmadığını savunuyoruz. Ağlayan bebek burada bir şeyler anlatıyor. Düşünsenize doğduğunda ağlayan bebeğe sevinen annenin bebeğini, yarım saat sonra kucağına verdiklerinde ağlatmamak için elinden geleni yapıyor.
Doğurmak trajik öykülerle anlatılıyor çünkü kendini hazırlamamış bu gebeler doğumda coşku yerine trajedi yaşıyorlar, sürekli kasılmalarda kurtulmaya, onlarla savaşmaya çalışıyorlar. Hal böyle olunca kahramanlık öyküleri gibi doğumlarını korkunç hikayelere çeviriyorlar. Bazen çok kısa ve kolay doğumlar görüyoruz. Ancak anneye sorduğunuzda bu güzel doğumu bile korkunç bir hikaye gibi anlatıyor.
Annenin bilinçli ve doğuma hazır oluşu bebeğin bu kutsal ve takdire şayan yolculuğuna neler katabilir?
Teknik olarak öncelikle doğum zamanını kısaltıyor, kasılmaları daha rahat hissediyor.
Ama en önemlisi pasif ve kendini teslim etmiş annenin yerine, aktif, ne yaptığını bilen ve bebeğine yardım eden bilinçli bir anne geliyor. Bu anne hep bebeğini kucağına almanın ve ona kavuşmanın hayaliyle yaşıyor. Doğum boyunca acıdan çok coşku ile yoğruluyor.
Ve doğum anında tüm benliği ve farkındalılığıyla orada bebeğinin yanında oluyor. Ve yaşadığı o mükemmel duyguyu anlatmak için kelimeler bulamıyor, kimselere bunu tam olarak anlatamıyor.
Doğum esnasında, iki sancı arasında insanın koşup dans edecek kadar "normal" olması hatta bütün sancıların doğumdan hemen sonra, bir anda kesilmesi. Doğumda beden nasıl bir değişime uğruyor?
Dedim ya doğum bir kas eylemi… Sporcunun yarışı bitirmesi ve ipi göğüslemesi gibi doğumdan sonra kasılmalar hemen hafifliyor. Kadın doğumdan sonra hem fiziksel hem de duygusal büyük bir rahatlama hissediyor. Salgılanan endorfinlerin de etkisiyle yorgunluk yerine büyük bir enerji hissediyor. Bazen bu kadar yorgunluk ve uykusuzluğa nasıl dayandığına kendisi bile şaşıyor.
İsteğe bağlı sezaryenlerle karşılaştırıldığında doğal doğumlardan sonra emzirme çok daha kolay oluyor. Hem bebek hem de anne buna daha istekli oluyor. Bu sayede rahim daha kolay toparlanıyor, kanama az oluyor, beden çok daha kolay eski halini alıyor.
Biz gebelerimize doğumun ertesi günü basit egzersizlerine devam etmelerini öneriyoruz. BU sayede doğum sonrasını çok daha konforlu geçiriyorlar.
Güzel bir röportaj oldu. Son olarak eklemek istediğim bir şey var. Sezaryen oranları Avrupa’da %30 iken, ülkemizde devlet hastanelerinde % 60, özel hastanelerde %90’ları bulmuş durumda. Bu bir tezat ve burada birileri yanlış yapıyor.
Doğal doğum hem kadınlarımızın hem de bebeklerimizin ihtiyacı. Biz bu yolda 2 yıldır yoğun çalışmalar içindeyiz. Aynı felsefeyi paylaşan kişilerle tanışıyor ve yavaş yavaş büyüyoruz. Bunun için bir web sayfamız var. www.dogaldogum.com Aynı felsefede olan kişi veya kurumlarla tanışmak için bekliyoruz.Kendi doğumları ile ilgili plan yapabilmeleri ve sağlıklı kararlar verebilmeleri için anne adaylarımızı da mutlaka bir şekilde eğitim almaya davet ediyoruz.
Kaynak: Bu röportaj Üçüncügöz Dergisi Aralık Sayısı'nda yayınlanmıştır.

